Diriliş

  • Yazının Tarihi: 18 Ocak 2015
  • Yazar: Cevdet Kesen
  • Bu yazı 1629 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Diriliş

“İslami yenilenme fikrine, her zaman iki tip insan tarafından karşı çıkılmaktadır: Muhafazakârlar eski reçeteleri, modernistler ise başkasına ait (yabancı) reçeteleri istemektedirler. Birinciler İslam’ı geçmişe çekmekte, ikinciler ise ona yabancı bir gelecek hazırlamaktadırlar.” der, Aliya İzzetbegoviç, bir davanın Avrupa kıtasındaki dirilişinin öncüsü olan Bilge Kral’ımız.

Dünya hayatının yapısı gereği, tarih her konuda bir sürekliliğe sahiptir. İnançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir. Yani tarih, ‘hakikat’ ile ‘hakikate karşı’ başkaldıranların savaşım mücadelesidir. Hak ve Batıl mücadelesi…

Medeniyetleri insanlar kurar, insanları ise düşünceler ve idealler. İnsanın düşüncesinin dayanağı, kaynağı ne kadar sağlam ise ortaya koyacağı medeniyetin ürünleri de o kadar yücedir. Binlerce yıl tüm dünyaya adaleti, iyiliği, merhameti, bunlara dayalı sanatı, edebiyatı ve bilimi yayan, insanlığı ayakta tutmaya çalışan derin bir milletin uzantısıyız biz. Ne yazık ki uzun bir süredir fetret devri yaşamaktaydık. Bizim fetret devri yaşamamız Batı için bir avantaj olarak görünse bile, dünya bizimle birlikte insanlığı ve insanca yaşayabilme ihtimalini de kaybetti.
Bizim tarih sahnesinden çekilmemizle birlikte dünyada önemli olmaya başlayan değer; para, servet ve konfor oldu. Fakat bu değerler dünyaya da bunu arzu edip ulaşana da bundan mahrum kalana da ne huzur ne de mutluluk verebildi.
Dünyanın her yeri kanıyor. Gözyaşları, karamsarlık, umutsuzluk, amaçsızlık modern insanın en büyük belası.

Uzun bir süre fetret devri yaşadık fakat inancımızı hiç kaybetmedik. Bir gün, Yüce İslâm Milletinin bilinçleneceğine ve yeniden dirileceğine olan inancımızı hep diri tuttuk. Bu diriliş müjdesi ilk defa Batıdan, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’ten geldi. O, zulmün en vahşi tezahür ettiği bir yerde, yüce değerlerin üzerine eğildi ve bu değerler onu da milletini de diriltti. O, sadece bir devlet adamı değildi. Çok derin bir entelektüel, çok sağlam bir dindar, çok iyi bir siyaset adamıydı. O, öncü bir neslin habercisi idi. Yeniden dirilişi sağlayacak bu öncü nesli üstat Sezai Karakoç şöyle tarifler:

Öncü bir neslin, diriliş neslinin yetişmesi elzemdir. Bu neslin en belirgin özellikleri; tarih bilinci ve derinliği, içinde yaşadığı toplumla barışık olma ve toplumunun her katmanında varlık gösterme, çalışkanlık ve savaşçılık olmalıdır.

Öncelikle diriliş eri savaşçı olmalıdır. Kendi mevzisini korumakla sorumludur. Bu savaşı verirken üstadın ifadesiyle top, tüfek, molotof, bomba, füze kullanmayacaktır. Çünkü bu savaş bir ruh savaşıdır, medeniyet savaşıdır, zihniyet savaşıdır.

Bu savaşın ana unsuru irfani yüceliş ve değerlerdir. Dava, hakikat davası; savaş, hakikat savaşıdır. ‘Çağrı’ filminde mesaj dolu bir diyalog vardır. Bedir savaşı başlamak üzere, Müslümanlar ve Mekkeli Müşrikler karşı karşıya ve Mekkeli Müşrik ordusu sayıca ve teçhizat olarak çok üstün, Hz. Hamza ve yanında bir sahabe, konuşuyorlar.

Sahabe, Hz. Hamza’ya soruyor: “Ne kadar da çoklar!”. Hz. Hamza’nın cevabı tarihe bir kazık gibi çakılacak cinsten: “Biz onları görüyoruz, onlar bizi. Gözümün gördüğü hiç bir şeyden korkmam.” Bu millet gözünün gördüğünden korkmayan bir lider bekledi, yıllarca. Kendisine güveneceği ve O’nun da milletine güveneceği bir lider… Cesur, korkusuz, hesapsız, onurlu bir lider… Ve tarih sahnesine, yeniden diriliş için beklediğimiz o lider, Bilge Kral’dan sonra ülkemizde çıktı, nihayet: Recep Tayyip ERDOĞAN.

Tevafuka bakın ki Bilge Kral’ı vefatından bir gün önce, en son ziyaret eden kişi de O’nun gibi entelektüel ve onurlu bir şahsiyet olan Erdoğan olmuştur. Bu ziyaret sırasında İzzetbegoviç, “Bosna’mı koruyun, Bosna’ma sahip çıkın” diyerek hem biricik Bosna’sını hem de diriliş bayrağını Erdoğan’a emanet etmiştir.
cevdet kesencevdet kesen2
Düz bir Anadolu insanıdır, Erdoğan, tıpkı Bilge Kral gibi. Garibana, fakir fukaraya karşı alçak gönüllü; zalime, kıymet bilmezlere karşı şiddetli ve onurlu. Kınayanın kınamasından korkmayan bir lider.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, derin bir mirasın devamı olduğunu, yeniden dirilişin öncüsü olduğunu yeni ve güçlü bir hamle ile bir defa daha duyurdu tüm dünyaya.

Cumhurbaşkanlığı sarayını külliyeye çevirerek, 16 Türk devletini temsil eden savaşçılar sembolü ve Diriliş Müziği eşliğinde dünya liderlerini karşılayarak, kim olduğumuzu, köklerimizi ve misyonumuzu hatırlattı tüm dünyaya. Korkmadan, ezilmeden, cesurca…

Bu mesaj, sadece dışarıya değil aynı zamanda ülke içine de ‘bu ülkenin nereye gideceğini ve yüzünü nereye doğru çevirmesi’ gerektiğini bildiren bir mesajdır.

Buradaki mesaj şudur: Bizim Cumhuriyetimiz gökten zembille inmemiştir. Tarihimiz 1923 ile başlamaz. Biz Milattan öncesine dayanan bir milletler topluluğu ve onların kurduğu devletlerin devamıyız.

Aslında bu mesaj Cumhurbaşkanlığı forsunun üzerindeki 16 yıldızda ve Cumhurbaşkanlığı’nda yıllardır sergilenen 16 bayrakta da vurgulanmaktadır.

Fakat bu durum halkımızdan ve dünyadan saklanarak, Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşmuş yeni bir ülke olduğumuz algısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Reddi miras yaparak dünya iddiasından vazgeçmiş bir Ortadoğu ülkesine dönüştürülmemiz amaçlanmıştır.

Türklerin kurduğu devletleri temsil eden tören askerlerinden hem içte hem dışta çok rahatsız olundu. Bilinsin ki bu temsil kimi rahatsız etti ise onlar bize biçilen rolden memnun olanlardır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu reel siyaset gerçekliği ülkenin entelektüel kesimlerin ulaşmış oldukları düşünce düzeyinin en az 3-5 adım önünden gitmektedir. Hadi şunu birlikte itiraf edelim; Türkiye’deki entelektüel camia Recep Tayyip Erdoğan’ın en az bir kaç yıl gerisinde kaldı.

Entelektüelden beklenen öngörüde bulunmaktır. Toplumunun önüne yeni ufuklar açmaktır. Fakat önemli her konuda bu işi Recep Tayyip Erdoğan yapıyor, entelektüeller yorumluyor.

Tüm dünyada siyaset sahnesinde entelektüel kalite giderek ve hızla düşmekte iken, popülerlik, güzellik gibi unsurlara sahip olanlar siyaset sahnesine doğru çekilmekteyken ülkemizde tam tersine siyasette entelektüel kalite giderek yükselişe geçmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan ve sonrasında bayrağı devralan Ahmet Davutoğlu derin bir davanın dirilişi için, bu yükün hem teorisini hem de uygulamasını birlikte göğüslüyorlar.

Türkiye’nin dış dünyaya nizam vermesi gerekmediğini söyleyenlerle, entelektüellerin sadece düşünceler etrafında ‘kıyl-u kal’ etmeleri karşısında Erdoğan, siyasetiyle alışılagelmiş algıları alt üst ederek bizi köklerimize, ümmet bilincine doğru adım adım yönlendiriyor.

Davutoğlu, Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğu günü, bütün liderlerin zeytin dağından yürüyüşünü ufkumuza yerleştirerek, Kudüs’ü yüreğimizin başkenti yapıyor.

Malezya’da Ahmet Davutoğlu’nun öğrenciliğini yapmış olan Bosna Bank International’ın Genel Müdürü Amer Bukviç, tüm kariyerini Davutoğlu’na borçlu olduğunu vurgulayarak, kendisi gibi sayısız uluslararası öğrenciye Davutoğlu’nun babalık yaptığını söyler.

Bukviç, Aliya İzzetbegoviç ile Davutoğlu’nu, İzzetbegoviç‘in Malezya’ya yaptığı bir ziyarette tanıştırdığını anlatarak, ”Aliya’nın üzerinde bıraktığı etki gözden kaçmamıştı. Aliya, O’nun Türkiye’nin geleceği olduğunu düşünüyordu” demektedir. Ve Bilge Kral’ın bu öngörüsü bugün gerçekleşiyor.

Yeni Türkiye’nin restorasyon projesini gerçekleştirmek hepimizin üzerinde bir yüktür. Erken kalkıp, geç yatmaktan, daha çok çalışıp, erdemli bir nesil yetiştirmekten başka yolumuz yok.

Kimse rüşvetle, ilkellikle, ahlaksızlıkla Yeni Türkiye’nin inşa edilebileceğini aklının ucundan bile geçirmesin.
Ak Parti bu milleti öz ruhuna adalet ve erdem ile taşıyacaktır. Mesaj ve hedef bellidir:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım

Bir Yorum Yazın