Çözüm Sürecine Çomak Sokanlar-1

  • Yazının Tarihi: 22 Aralık 2014
  • Yazar: Ayhan Akbaba
  • Bu yazı 1304 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Çözüm Sürecine Çomak Sokanlar-1

Özelde doksan yıllık, genelde ise çok uzun yıllara dayanan Kürtlerin hakları ve hakkaniyetleri noktasında gelinen bu son çözüm süreci. Yıllar boyunca Kürt meselesi can yakan, can alan, toplu katliamların yapıldığı (bir Geliye Zilan, bir Dersim, bir Şeyh Sait olayında yapılanlar vb.) bu ülkenin, hep kanayan, hep karıştırılan ve hep kaşınan yarası oldu. Sırf dillerini konuşmasınlar diye asimilasyona tabi tutulan bir halk gerçekliği. Nice işkencelerin olduğu, nice sürgünlerin olduğu, hapislerin, kanın ve gözyaşının hiç eksik olmadığı ve bizi birbirimizden ayıran sorunu. Bir yazarın dediği gibi; ‘’Barışta hep babalar ölür, evlatlar onları toprağa verir. Savaşta evlatlar ölür, babalar evlatlarını kendi elleriyle toprağa verir.’’ Ve nice gözü yaşlı babalar ve anneler bu süreci canhıraş bir şekilde yaşadı. Bu ölümlerin acısını onlardan daha iyi elbette hiç kimse yaşayamaz. Allah hiç kimseye yaşatmasın.

Evet… Bu resmen adı konulmamış kirli bir savaştı.

Peki… Bu kanayan yarayı kimse durdurmaya çalışmadı mı? Hiçbir devlet yetkilisi el atmadı mı? Turgut Özal’ın bir çaba içerisinde olduğunu, bir şeyler yapmak istediği için bunu canıyla ödediğini tabiri caizse sağır sultan bile duydu. Ülkede yaşanan kirli faili meçhul devlet yetkilisi cinayetlerini ve daha birçok cinayeti bu bağlamda ele alabiliriz. Bu ülkede oynanan kirli oyunları hepimiz gördük. Her gün yeni senaryoları ve yeni kumpasları gördük. Adeta insanımızın gözünün içine bakıp alay ettiler bizimle. Bu ülkede Cumhuriyet Mitingleri adı altında, çözüm sürecini ve barışı hedef aldıklarını gördük. Cumhuriyet Mitinglerini düzenleyen ve bu mitinglere Sponsorluk yapıp, mitinglere maddi katkı sunanlardan birinin de Ankara’da bir medical firması olduğunu duyunca hiç te şoke olmadım. Bu medical firmasının askeri hastanelere protez, kol ve bacak satan bir firmanın oluşu beni dehşete düşürmedi. Ve elbette bu savaşın bitmesi birçok insanın işine gelmedi, gelmiyor…

Daha dün Gezi Olayları adı altında bu ülke bir uçuruma sürüklenmek istendi. Belki ilk başta masumane görünen ve kendi çapında belki de haklılık payı olan ama sonraki süreçte tamamen çığırından çıkan olayları da biliyoruz. Bana göre hiç te ağaç sevgisi olmayan bir olaylar zinciri. Bir çok ağaçseverin ve insan merkezli sivil toplum kuruluşunun bir araya geldiği insan seli gibi gözüken kalabalıklar. Birçok marjinal gurubun bir araya geldiği, aslında normal şartlarda asla bir araya gelemeyecek, bir kahvede otursalar bile okeye dördüncü olamayacak kadar birbirine zıt grupların birlikteliği… Sormak lazım hayırdır, bu neyin birlikteliği…

Peki… Madem ki ağaç sevgisi bu kadar fazlaydı da neden Kürdistan’da ormanlar yakılırken bir gün sesiniz çıkmadı? Bizim ağaçlarımız can taşımıyor muydu? Ağacı geçtim, köylerimiz ateşe verilirken nerede idiniz? Evinde yatağını çıkaramadan, bombalanan evin duvarları altında can veren insanların ağaç kadar kıymeti yok muydu? Her yaştan çocuklar katledilirken neden yürümediniz? Bizimkiler çocuk değil miydi? Doğudaki feryatlara, ağıtlara neden hep sırt döndünüz? Kanın ve gözyaşının durması için neden bir gün elinizi taşın altına koymadınız? Daha düne kadar bir takım karanlık yerlerle, Kürt Meselesi’nde karşı tarafta olan sizler neden bugün bizi bu kadar çok düşünüyor oldunuz? Pardon siz ne zamandan beri böyle hümanist oldunuz? Söyleyin bana neden mesele Kürt meselesi olunca siz batıdaki solcular, faşistler, muhafazakarlar, aydınlar, yazarlar, demokratlar, liberaller, paralelciler, kedi severler, ağaç severler hepiniz bir oldunuz da kafanızı kuma gömdünüz? Normal şartlarda birbirinin kuyusunu kazan sizler neden Kürt Meselesi’nde yekvücut oluyorsunuz ve kenetleniyorsunuz? Sizin şu onurlu ve insancıl duruşunuz gözlerimi yaşartıyor. Ne battı, ne gitti zorunuza da masanın devrilmesi için elinizden geleni yapıyorsunuz? İki taraftan mazlum ve fakir gençlerin tabutlar içinde evlerine dönmemeleri mi zorunuza gitti? Alıştınız değil mi hep dağlardan cenazelerin gelmesine. O cenaze başlarındaki annelerin feryadı figanları, ateşten yüzlerce kilometre uzakta olan ve elit olan sizlere ninni gibi mi geliyordu da bunu kabullenemiyorsunuz? Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş bir yazısında; ‘’Türk solu ve yazarları boğazdaki sıcak villalarında şömine başlarında sigaralarını yakmak için Kürtlerin kendi evlerini ateşe vermesini bekliyor ve bu ütopik devrim fantezilerinin tutması için Kürtlerden mücadeleye devam etmelerini, asla masaya oturmamalarını, ellerinde kahve eşliğinde bekliyor’’ derken olayları ve insan hayatına bakışı ne de güzel özetliyordu. Ağzına sağlık Aslı Abla… Elbette istisnaları ve fert bazında duyarlı olanları tenzih ederim…

Yazının devamında buluşmak ümidiyle kalın sağlıcakla…

Bir Yorum Yazın