Küçük Dünyam

  • Yazının Tarihi: 21 Aralık 2014
  • Yazar: Cevdet Kesen
  • Bu yazı 1547 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

KÜÇÜK DÜNYAM

Biz doktorlar, günde belki onlarca kez, insanların küçük dünyalarından anamnez (hastalıklarına dair hikâyeler) alır, hastanın kendi gerçeği olarak anlattığı hikâyeler bütününü ve algısını yaptığımız muayene bulguları ile teyit eder, gerekli gördüğümüzde laboratuvar testleri ile kontrol ettikten sonra bir teşhise varırız. Sonra bir tedavi planlar ve daha sonra bu tedavinin neticesini takip ederiz.

Edebiyatçılar da benzer bir süreç kullanır. Bir edebi eseri (şiir, hikâye vb.) yazan kişinin kullandığı kavramları analiz ederek, yazarın ruh halini, dünyaya bakışını, karakterini vb. anlamaya çalışacak çıkarımlarda bulunurlar.

Hayatın her alanında buna benzer süreçler vardır. Hiç kimse içinde beslediğini saklayamaz. Saklanılan şey her ne ise, insanın ya sözlerine ya bazı davranışlarına ya da yazdıklarına mutlaka yansır.

Hayat da budur zaten; bu dairesel hareket bütün sorun çözücülerde böylece devam eder durur.

Doktorlar insanın bedeninden ve hikâyesinden, edebiyatçılar yazdıklarından, psikologlar insanın anlattıklarından/gizlediklerinden yola çıkarak insanın içinde saklı olanı dışarı çıkarmaya çalışırlar.

Siyasiler de (karar vericiler) bir ahlak dairesi içerisinde toplumsal olanı gözlemler, teşhis koyar, sonra politika geliştirir, uygulama yürütmeye başlar ve nihayetinde bütün bu süreçleri bir değerlendirmeye tabi tutarlar.

Uzun süredir Türkiye gündemini meşgul eden Fethullah Gülen’in, Küçük Dünyam dediği kitabından bize sunduğu izleri takip ederek, hikâyesini analiz etmek bana düşsün.

Fethullah Gülen, 2006 yılında Ufuk Kitap tarafından basılan Küçük Dünyam adlı kitabında, kendisi ile ilgili şu bilgileri vermekte:

“Benim ilk Kur’an hocam annem Refia Hanım’dır. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur’an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyledi. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi bana ‘senin düğünün oluyor dedi, ağladım.’

Yukarıdaki metinde sıra dışı ve üstün yetenekli olma özelliği sergilenmeye çalışılıyor. Sahip olunan bu yeteneklerin doğuştan gelen bir özellik olduğu vurgulanarak seçilmişlik vurgusu yapılıyor.

“Unutamadığım bir hatıram da şudur: Yatmak istediğimde baktım ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor; saygısızlık olur düşüncesiyle ona doğru ayağımı uzatmadım. Diğer tarafta kitaplarımız duruyordu. Kitaplara doğru da ayaklarımı uzatmam mümkün değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabileceğim tek yön vardı; orası da Korucuk istikametini gösteriyordu. Ve ben babam Korucuk’ta olabilir ve ona karşı saygısızlık olur düşüncesiyle o tarafa da ayağımı uzatamadım.”

Bu metin ise aşırı titizlik ve mükemmeliyetçilik özelliğinin vurgulanmasına yönelik. Bu aşırı hassasiyet ve mahcubiyette gizli bir kibir kolaylıkla görülebiliyor.

“Bazen bir kaç gün bir şey yemediğim olurdu. Günlük uyku saatim de iki saati geçmiyordu.”

Yine çok özel hallere ve insanüstü özelliklere sahip olma vurgulanıyor. Adanmış ve özel insan algısı oluşturulmak isteniyor.

“Kalbimin derinliklerindeki gerçek niyeti ancak Allah bilir. Ama tahminim o ki, hizmetin dışında gözlerimin içine başka bir hayalin girmesini istemedim. Bunun yanında aşırı hassasiyet ve fevkalade titizliğimle kimsenin hayatını zehir etmeme düşüncesinin de evlenmeme kararımda ciddi bir tesiri olduğunu söyleyebilirim… 1978 yıllarındaydı çamaşırlarım iyice birikmişti. Akşam yıkarken canıma bayağı tak etti. Bir ara içimden ‘acaba evlense miydim?’ diye geçti. Katiyen düşünme şeklinde değil, şimşek süratinde gelip geçen bir fikir. Ertesi gün erken vakitlerde bir arkadaş geldi ve bana şunu nakletti: Akşam rüyamda Efendimizi gördüm size selam söyledi ve ‘evlendiği gün ölür ve cenazesine de gelmem’ buyurdu.”

Hayata ve kendisine karşı tam kontrol sağlayabilme yeteneği ortaya sürülüyor. Burada kendini aşırı beğenme, kendine özel bir konum belirleme, bu konumu kutsal ile perçinlemeye çalışma gayreti gözlerden kaçmıyor.

“Bir gün arkadaşlardan biri rüya görüyor. Hatice validemiz kapının dışında, Efendimiz de içeride oturuyor. Ders yaptığımız dört beş kişiyi kastederek Hatice validemiz, Efendimize: ‘Ya Rasulallah, bunlar; ‘Bizden hoşnut musun ya Rasulallah?’ diye soruyorlar’ diyor. Ve Efendimizden cevap geliyor: ‘Evet hoşnudum. Hele birisi, hele birisi!…’ diyor…

Kendini tartışılmaya imkân bırakmayacak şekilde yüceltme, üstün ve özel gösterme gayreti çok belirgin.

“Arkadaşlarla İşaret’ül İ’caz kitabını okumaya başladık. Gece geç vakit bazı arkadaşlar yattılar. Muazzam Bey’le biz okumaya devam ettik. Tam ‘Ey Habib-i Şefik! Ey Şefik-i Habib!’ ifadesini okurken evin duvarlarından inilti gelmeye başladı. Ses ‘Of! Of!’ diyor ve duvar adeta vuslat hasretiyle inliyordu. Muazzam Bey; ‘ben üç defa duydum’ dedi. Ben ise, aynı iniltili ve hicran dolu sesi beş defa duymuştum.”

Normal insanlarda olmayan yeteneklerle kendini üstün gösterme çabası. Sanrılar, eşyaların seslerini duymalar…Böylece varlıkların çıkardıkları sesin hüznünü bile hisederek, kendini üstün ve biricik gösterme hali.

“Her gün üç umre yapıyordum… Enteresandır, Şamil dedem için umre yaparken birden bire ben de bir hal değişmesi oldu. Safa ile Merve arasında gidip gelirken ayaklarım yerden kesiliyor ve ben, adeta havada uçuyordum, Vücudumdan raşeler dökülüyordu. Her insanda olduğu gibi bende de fevkaladeden haller olmuştur. Belki de bu gibi durumlar Efendimiz’in ‘Li zamanin’ dediği hallerden biridir. Validem gördüğü bir rüyasını anlattı. Şamil dedemi melekler gibi bulutlar üstünde yüzüyor görmüştü. Rüyasının görüldüğü tarih, benim onun adına umre yaptığım tarihti… Rahmetli Ömer Kirazoğlu da bana yazdığı bir mektupta: ‘Sizin için umre yaparken, Beytullah’ın kenarında birden bire başkalaştım. Bir yönüyle böyle bir hal, yapılan umrenin kabul edildiğini gösterir. Ben öyle bir kabule layık olmasam dahi, Rabbimin lütfu ve keremi çok engindir.”

Kendisi ile ilgili mucizevi olaylar, fevkalade haller, özel tevafuklar ile üstün ve tartışılmaz olma gayreti.

“Kâbe’de bir gün sabah namazı için yine ikinci kat mahfile çıkmıştım. Sabah namazını aynı duygular içinde kıldım. Namazdan sonra evrad ve ezkar ile meşgul oluyordum. Ansızın, kendini görmedim fakat sesini bütün baskısıyla vicdanımda duydum, şeytan bana: ‘Hele buradan aşağıya bir kendini at’ diyordu. Israrla birkaç defa bana ‘kendini buradan at’ dedi. Ben: ‘Kendimi buradan atmamın ne faydası var ki? dedim. ‘Olsun, sen at’ diye cevap verdi. ‘İyi ama niçin?’ diye tekrar sordum. O yine, ‘zararı yok. Sen kendini buradan at’ diye ısrar etti. Ne olur ne olmaz, düşüncesiyle geriye çekildim.”

Hezeyanlar, sanrılar, vesveselerle farklılık vurgusu.

“Rüyamda ben bu camide ikindi namazı kılıyordum. Sağ tarafıma selam verince baktım ki, Efendimiz de orada bulunuyor. Ancak mübarek yüzü yağmur yüklü bulut gibi dopdolu… Ben içimden ‘Acaba Efendimizi üzen bir şey mi oldu’ geçiriyorum ve uyanmışım. Bu rüyayı gördükten sonra bir daha o camide hadis dersi yapmamız mümkün olmadı. Anladım ki, Efendimizin mahsun olmasının manası buymuş.”

Kendinde özel haller olduğunu belirtme, kutsanma, davranışlarında kutsal bir korunma vurgusu.

“Bir gün Şaban Hocaefendi’yi mahkemeye çağırdılar. Ben de koğuşta sırt üstü yatıyordum. Şaban Hocaefendi giderken, başının üstünde bir beyaz kelebek vardı. Uçtu ve pencereden dışarıya çıktı. Ben ‘Şaban Hoca’yı bugün salacaklar’ diye tefeül ettim. Te’vil-i Ehadis açısından bir tefeüldü. O gün Şaban Hocaefendi’yi salmışlar.”

Kendinde özel güçlerin olduğu, geleceği bilebildiği, olayları yorumlayabildiği vurgusu.

Fethullah Gülen’in Küçük Dünyam kitabında kendi ağzından anlattığı bu hikâyelerin ortak bir noktası var: Anlatılan hikâyeler, rüyalar ve olağanüstü olaylar üzerinden anlatılmakta ve bu olayların içine kutsal (Peygamber) yerleştirilerek olaylar tartışılmaz hale sokulmaktadır.

Ayrıca hayata ve kendi nefsine karşı mutlak bir kontrol hali vurgulanmakta ki bu kendini kontrol edebilme hali insanı günahsızlığa, Allah’ın her şeyi çekip çevirdiği düşüncesinden ve inancından uzaklaştırmaya sürükler.

Bir kişinin içerisinde Peygamber olan rüyalar ile kendisini ve düşüncesini ifade etmesi aslında muhataba oynanmış hileli bir oyundur. Çünkü rüyalar ve özellikle içerisinde kutsal olan rüyalar muhatap tarafından eleştirilemez, tartışılamaz akla ve mantığa ne kadar aykırı olsa da kabul edilmek zorunda kalınır.

Bu yöntem yani aklın ve mantığın dışlanması yöntemi sihirbazların kullandığı yöntemlere benzer ve insanların saf ve duygusal yanı olan inançlarının kullanılmasına yol açar.

Bu yöntemle insanlarla iletişim kurduğunuzda onları felç edersiniz ve bu etkiye bir süre maruz kalan kişilerde akıl ve muhakeme yeteneği giderek kaybolur ki bu durum hiçbir ahlaki ilke ile açıklanamaz. Çünkü bir kişinin aklını ve iradesini yani özgürlüğünü elinden almak onu öldürmekle eşdeğerdir.

Yukarıda özetlemeye çalışılan ruh hali yani içerisinde hiçbir şekilde akıl, mantık ve düşüncenin olmadığı ilişkiler ağı ya kötü niyetli bir planın ön aşamalarıdır ya da derin bir psikolojik hastalık halidir.

Fethullah Gülen için Başbakanımız Sn. Ahmet Davutoğlu’nun teşhisi ikinci ihtimal yönündedir:

“Birinin beddua etmek zorunda kalması, ortada şizofrenik bir hal olduğunu gösterir. Hele hele bu kişi âlim olduğunu iddia ediyorsa, burada bir kimlik bölünmesi vardır. İsrail Filistinlilere zulüm ederken, sen ‘bu otoriteye başkaldırmamak gerek’ diyeceksin, zalimi meşrulaştıracak şekilde konuşacaksın. Sonra Türkiye gibi ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, demokrasisi ve özgürlüğü ileri boyutta olan ülke yönetimini zalimlikle suçlayacaksın, ‘zalim’ deyip isyan çağrısında bulunacaksın. Bu da bir şizofrenik hal. Dikkat edin bütün kendi iddialarını yok ettiler.”

Fethullah Gülen’in ruh halinin muayenesini hem kendi ağzından anlattığı hikâyesi hem de her gün arz-ı endam ettiği internet ve televizyonlarındaki konuşma ve beddualarından yapabiliriz.

Bu analiz; okumalarım, gözlemlerim yani şahitliklerim sonucunda ulaştığım teşhisidir. Memleket meselesi halini almış bu fenomende herkes kendi teşhisini kendi belirlesin. Çünkü ‘Amel defterleri açıldığı zaman’ bu âlemde herkes şahitliğinden sorguya çekilecektir.

Bu yazıya 5 Yorum Yapıldı.

  • baki
    21 Aralık 2014 16:09

    cevdet hocam yıllardır.sizi dürüst birisi olarak tanırdım ve tanımaya da devam ediyorum.ben dilerdim ki bu eleştirilerinizi yılarca önce yapabilme cesaretini göstereydiniz birilerine şirin görünmek için olmasaydı.ülkemizde hırsızlık almış başını yürümüş, haksız atamalar had safhada kaleminizi fetullah gülen için değilde hırsızlara karşı ,haksız atamalara karşı kullana bilseydiniz unutma bir gün allahın adeleti tecelli ederse kaleminizi yanlış kullandığınız için sizde hesap vereceksiniz

  • Ömer
    23 Aralık 2014 14:43

    Yazınızda kendinizi çok zorlamışsınız Cevdet Bey. Anlaşıldığı kadarıyla, su-i zanlarınızı gerçek diye sunmaya çalışmışsınız. Bir insanın amacı birini karalamaksa bunu -aynen sizin gibi- rahatlıkla yapabilir; gözünün üstünde kaşın var diyerek bile! Şurada aslında bunu demek istiyor, burada ise şunu demek istiyor diyerek olmayan şeyleri olmuş gibi gösterebilirsiniz. Amma şunu bilmeniz gerekir ki gün olur, devran döner; bir de bakarsınız, bugünlerde ‘ikbal’ beklediğiniz zümreler rezil rüsvay oluvermişler! İşte o zaman bu yazınıza dönüp dönüp bakar ve dizlerinizi döversiniz! Benden söylemesi; demedi demeyin…

  • HASAN
    24 Aralık 2014 16:35

    ağzına sağlık doktorum birisi kral çıplak demeliydi.

  • ali
    30 Aralık 2014 23:36

    Tam psikiyatrik vaka. Bu yönünü bilinçli müslümanlar biliyordu. Elhamdülillah tüm halk anladi bu din tüccarini.

  • salih
    31 Aralık 2014 16:26

    Fethullahin itikadi bozuktu zaten. Rüyayla hile- hurda ile mali götürüyordu. Takke düştü, kel göründü artık. Yakinda göbeği de çatlar:))))

Bir Yorum Yazın