Bir Zaman Garı (Sevgili)

  • Yazının Tarihi: 8 Aralık 2014
  • Yazar: Ferhat Kerem Çiçek
  • Bu yazı 1608 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bir Zaman Garı (Sevgili)

Sevgili! Unuttun değil mi ? Sözlerimin köpüğü gidiverdi gözlerinin kahvesinden. Bilmem kaç gökyüzü rengi değiştirdin gözlerinde. Saçların hangi dağların sırtına dökülmüş ve hangi asi kayaların avucunda ellerin. Acımasız bir şehrin yol kenarında elinden tutulmuş bir kadın gibi yaşamayı seçiyorsun çaresiz hükmün ile. Nasıl geçiyor ki böylesi günlerden çoğalan aylar ? Yakışır mı ki yüzün bir asrın astarına. Geçip gidecek ki zaten bu zamanlar. Hani o düşlemeyi beceremediğin geleceğin var ya Sevgili, işte tam da onun ardında bıraktığın yarınlara bir not düş şimdi. ”Ben bir haybedenim” diye.

Neleri bilmek unutulmayacakları hatırlamaya gebe bırakır ki ? Üstünden yıllar geçse de neler yaptığını, nelere ağladığını, nelere güldüğünü, neleri yazdığını, nelerden kaçtığını, nelere koştuğunu, nelerden vazgeçtiğini adın kadar hatırlar mısın? Hatırlamamak seni delirtmez mi Sevgili ? Hüsnü halim budur benim. Çok yalnız kalmış olabilirim. Evet belki çok yaralandım. Kendi kabuğuma çekilmiş olabilirim. Ve belki ısrarla insanlara güvenmek istiyorum. Hani öteki gözlerden bakıldığında zavallı biri de olabilirim. İnanın hakkımda ne düşünürseniz düşünün, ben ki gerçekten hayat ile ilgileniyorum. Umursadığımdan olsa gerek ki şu soruma cevap bekliyorum; “Hani sen değer verdiğim; ben seninleydim, peki bu günlerimde sen nerede ve kiminleydin?” Çok hayretteyim ve meraktayım doğrusu. Hiç bu kadar habersiz kalmayı aklıma not bırakmamıştım. Hayretimin yongası mutsuzlukla baş etmek ne kadar da çok zor, bunu hissedebiliyorum. İlginç bir takım şeyler olmasını isterdim doğrusu. Mesela ben üç beş yıl öncesinden gelseydim ve sen doğarken annen göbek bağını saklamam için bana verseydi, vermeseydi elinden alsaydım o hayalden işte. Bende olduktan sonra sürekli yanımda olman, ne bileyim bana bağlı kalman ne denli sahi olurdu bilemem ama hani olur da olsaydı ya, bu masal gerçekten bir efsane olurdu işte. Ve ben bu kadar merak etmezdim. Daha hangi rengin içinde unuttuysan beni, ben rengime göre kanıyorum şimdi. Sevgili; tüm mevsimler boyunca kör yaşasam da, ve artık bir köre renkleri anlatmak kadar zor olsa da bu dünya, vazgeçmezdim. Zoruma gidecekse böyle gitsin istiyorum. Ağrıma sürülsün en karanlık merhemler. Git gidebildiğince ki çok ağrıma gidesin sevdiğim. Şimdi bir kış ki yakışır durur üstümüze. Kış şık ama sıkışık bakışlar, renkler, sesler ve yaşamlar. Üç mevsimi içinde hapsetmiş kocaman bir ironi. İroni bir yana da beyazında ifşası yansıyor gerçeklerin. Ölünesi grilikte gökyüzü, toprağın altı sımsıcak ve kimse girmek istemiyor, sonbahardan sonra kışa yetişmiş gibi bir yaprak misali. Ve tüm sevgililer fotoğraf çektiriyor beyaza karışarak, üşümek kimin umurunda Sevgili.

Merak ve hayret çılgınlığım devam ediyor. Şu sıralar her bir şeyi unutuyorum galiba. Ama ne olur kimse üzülmesin ve bu anlar hiç bozulmasın, kadınlar sevmese de adamlar sevsin, adamlar ağladı diye kadınlar hüzünlenmesin, kimse tabiatına karşı gelmesin Sevgili, kimse kimseyi öldürecek kadar sevmesin, ölecek kadar beklemesin ama onunla ömrümün sonuna kadar derse desin ve gitsin Sevgili, kötülüklere batıp çıkınca insanlıktan çıkmasın, kötüyken boğulacaksa oracıkta ölsün, adı sevgili olanlar varsa sırtı yok olsun ve sevdiği yüze bir an bile olsa dönmesin. Adam/kadın kör ise; biri onlara renklerin kokusunu anlatsın, sarı papatyaları anlatsın, bak sarı böyle kokar desin, ateşe yaklaştırsın, bak kırmızı böyle sıcak ve yakar desin, suya dokunsun ferahlığı ve maviliği hissetsin, göğe çevirsin başları mavideki özgürlüğü koklasın o gözleri, anlat ona tüm kokuları, hayatın tam ortasından en güzel kokulu şiiri oku, bir çay ısmarla yanında, çay şiir kokar nasılsa Sevgili, edebiyat yapsın dimağında, tüm renklerden bahset, hüzne, neşeye, ayrılığa, vuslata, kötüye, güzele ve de meraklısına renkleri anlat işte. Görmemek karanlık bir dünyada yaşamak değildir çünkü. Yani siyah beyaz bir hikayenin renkli kahramanları hep vardır, olacaktır da Sevgili.

Ve ben Sevgili: Hüzünler uyanmadan uyanmak isterdim. Olur da uyanırsam, tam da karşında oturup unuttuğun o kahvenin renginden bir yudum almak isterdim. Sebepsiz uyanmamış olurdum. Belki o naif bir his karşılardı da beni köpüğünde. Hissediyor olurdum da bu sebebin varlığını, kalbimdeki küçük bir çarpıntıya sebep olsa da oldukça hafif olurdu bu his. Hayır hayır ! Sanmam. Bu his düşlerimde yatalak bırakmazdı beni. Giderek öldürmezdi belki de hem farkında olurdum. Sadece naif bir his ” diye geçerdi gözlerimin içinden içime. O zaman belki de unutmazdın, değil mi ? Gidivermezdi sözlerimin köpüğü gözlerinin kahvesinden. Unutmazdın değil mi ? Ve kimse ölmezdi Sevgili…

Bu yazıya 2 Yorum Yapıldı.

  • Hamza
    9 Aralık 2014 10:18

    tebrik ederim yüreğinize kaleminize sağlık

  • Ferhat Kerem
    9 Aralık 2014 17:36

    Allah razi olsun Beyefendi. Tesekkurler

Bir Yorum Yazın