Şeytanın Bacağını Neden Kıramıyoruz?

  • Yazının Tarihi: 1 Aralık 2014
  • Yazar: Kadri Kulualp
  • Bu yazı 851 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Şeytanın Bacağını Neden Kıramıyoruz?

Geçtiğimiz hafta Altınordu’yu seyredenler o takımın bugünkü Denizlispor’un ruh ikizi olduğunu zannedebilirler. Haksızda sayılmazlar… Milli aradan formda dönmediğimizi o maçtan sonrada söylemiştim. İçeride her zaman iyi gününüzde olmayabilirsiniz ama şartlar ve koşullar ne olursa olsun kazanıyorsanız yukarıları hedefleyen takımlardan biri olduğunuza işarettir demiştim. Cangele’siz Elazığspor’un kreatiflik açısından İmamverdiyev ve Çakır’ın omuzlarına kaldığını, Birol’un ekstra katkı vermesi gerektiğini vurgulamıştım. Murat Kayalı sezon başından beri ortalamanın üzerinde devam ediyor. Sakatlığı olur, cezası olur, olursa ne yeri dolar ne de forması…

Cuma günü Antalya Giresun’a son topta yakalanıyor, Cumartesi Bolu Kayseri’ye kan kusturuyor, Osmanlı ve Adana Demir favori oldukları maçlardan galibiyetle ayrılıyor. Kazanman halinde yerini sağlamlaştıracak, yukarıdaki takımlarla arandaki makası daraltacaksın. Sahadaki 11’in elindeki en iddialı kadron… Buraya kadar her şey güllük gülistanlık…

15-20 dakikalık dilim istediğimiz gibi geçiyor. Rakibin orta alanda oyun görüşü yüksek bir lideri yok. Kanatları tehdit etmediği gibi, üçüncü bölgede savunmamızı sıkıntıya sokacak bireysel ayaklara da sahip değiller… İlk tehlikeli atağımızda Çakır ön direğe koşu yapan Atilla yerine İmamverdiyev’i tercih edince mutlak bir golden oluyoruz. Birkaç dakika sonra Cavid’in plasesi yandan dışarı çıkıyor. Denizlispor organize olamadığından top rakibe geçtiğinde prese başlıyor, kazandığı anda Muhammed Himmet’i kaçırmaya çalışıyor. Elazığspor’un hızını kestiği devrenin ortalarına doğru defans hattını orta çizgiye kadar çeken ev sahibi ekip 29 ve 33’de biri direkten dönen iki pozisyon daha verince geri püskürtülüyor. Deplasmanda oynanan bir maç için 45 dakikalık performans tatmin etmişe benziyor. Bu şekilde soyunma odasına gidiyoruz.

İkinci yarıya Atilla-Berk değişikliği ile başladı Ümit Hoca. Takımında çabuk ve süratli bir oyuncunun eksikliğini hissetmiş olacak ki, kontraya çıkıldığında rakip savunmayı zorlayacak, kafa karıştıracak bir jokere ihtiyaç duymuştu. Fakat orta alandan bir oyuncuyu almak yerine neden bir forveti tercih etti anlamakta güçlük çektik. Kalemizde sıfır pozisyon verdiğimiz bir ilk yarıdan sonra daha cesur hamleler yapacağını beklerken en uçtaki silahını kenara çekmek kanımca mantıklı olmadı. Çok geçmeden golü kalemizde gördük. Bucaspor maçında Yasin Avcı-İskender Alın ortaklığını bu defa Muhammed Himmet-Genkov gerçekleştirdi. Kes-kopyala-yapıştır misaliydi… Bu dakikadan sonra olması gereken müdahale Onur Güney-Murat Tosun değişikliğiydi. Risk almak şart olmuştu öyle de oldu. Rakibin skoru koruma içgüdüsü zaten dağınık olan orta alan ve hücum organizasyonlarını darmadağın etti. Denizli’nin geriye yaslanmasının etkisiyle öne doğru çabuk oynamaya başlayan ekibimiz 58, 70, 77 ve 78’de 4 net gol fırsatı yakaladı. Gerek son vuruşlardaki beceriksizliğimiz gerekse özgüven eksikliğimiz skoru değiştirmemize engel oluyor derken Murat Kayalı beraberliği getirdi. Panik havasına giren ev sahibi ekip başarılı savunma oyuncusu Mehmet’i çift sarıdan kaybedince 10 kişiyle kalesini kapatmak durumunda kaldı. Neticede yarım pozisyon verdiğimiz bir karşılaşmadan beraberlikle ayrılmış olduk. Ümit Hoca’nın ‘’Kazanamıyorsan yenilmeyeceksin’’ mantığı belli bir kesimin bilinçaltına sağlam şekilde yerleştiğinden alınan bir puana sevinme reaksiyonlarını garip bulmuyorum. Garip olan şu…

PTT 1.Lig maçlarını yakından takip ve analiz eden biri olarak Elazığspor’un mevcut kadrosuyla, camiasıyla, taraftarıyla, spor kamuoyuyla ve her şeyden önce teknik ekibiyle 2-3 takım hariç diğer tüm takımlardan aşağı kalır bir yanı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. 65 dakika 10 kişi oynayıp çimleri biçtirdiğimiz Adana Demirspor, son 15’lik dilimi bir kenara koyarsak oyunun genelinde hükmettiğimiz bir Ş.Urfaspor, henüz takım olamamışken avucumuzdan kaçırdığımız bir Karşıyaka ve kaybettiğimiz puanlardan sonra bu takımı nasıl yenemedik dediğimiz bir Samsunspor’un Play-Off’u hedeflediği yerde orta sınıf bir takım gibi oynayamayız. Saydığım bu ekiplerden 3’ü puan cetvelinde bizim üzerimizde ise araya deplasman galibiyetleri sıkıştırdıklarındandır. Kaybetmemek tabi ki önemli… Zira yukarılara tutunmak istiyorsanız dışarıda birkaç maç kazanmak zorundasınız. Zirve takımı olmanın yolu iyi bir iç saha karnesinin yanında ortalama deplasman performansını gerektiriyor. Örnekleri bir hayli fazla (Elazığspor-2011/2012)… Sizden daha düşük kalibrede bir takımla oynuyorsanız topa sahip olarak, ayağa pas yaparak, takım boyunu kısaltarak, kanatları işleyerek, dikine oynayıp hücumda derinlik oluşturarak, savunma hattında boşluk vermeyerek ve beklerinizi hücuma çıkararak baskın karakterinizi kabul ettirebilirsiniz. Bu özelliklerin birçoğuna sahibiz. Daha doğrusu zaman zaman ispat ettik. Ümit Hoca’nın isteğinden ve iştahından da şüphemiz yok. Kombine bir takım olmanın asgari gereklerini yerine getirelim kafi…

Umarım ligin sonunda kaybedilen bu basit puanların arkasından ah vah etmeyiz.
Sevgilerimle…

Bir Yorum Yazın