Bir Zaman Garı ( Bir Düş’ün )

  • Yazının Tarihi: 10 Kasım 2014
  • Yazar: Ferhat Kerem Çiçek
  • Bu yazı 1296 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bir Zaman Garı ( Bir Düş’ün )

Mutsuzlara yelken çiçeği yolluyorum. Hayatlarının matlığına parlaklık ve siyahlığına beyazın muhteşemliğini gönderiyorum. Limana muhtaç gemilerine.

Günlerce hayalini gözünün önüne getirdiğin, şefkat gösterip ve birlikte ağlamak istediğin o kadın / adam yok işte ve sana çok uzak. O zaman çiçekleri sulamak lazım, ara sıra balkona çıkarmak lazım, gün ışığına. Islaklıklarını asman lazım uzun bir ipin boynuna. Kitap okumak lazım bir ağacın altında. Mesela hep aynı yerde oturup ve dakikalarca yazacağın bir bankın olmalı parkta. Akşamları uzun uzun yürüyüp, derin solumak lazım her yavaşladığında. Boylu boyunca uzanıp en sevdiğini dinlemelisin yolsuz yolculuğunda. Bazı saatler ölünmüyor ama bazı şarkılar iyi ki var. Ölmek ile özlemek arasında. Dinlemek lazım ve özlemek ve özlemek lazım. Kabulün yok ise kabul et ki senden habersiz bir yerlerde hep güzel şeyler oluyor oysa sen tarafında acılar yaşanırken. Zaman su gibi akıp geçiyor. Yüreğinde ince sızılı bir telaş. Bana sorarsan içinde korku ve telaş dışında hiçbir şey olmasın. Korku seni tedbirin tevekkülüne, telaşe ise seni neşeye iter. Sakın kabul etme imkansızlığı. Ağla, sızla. Her gece başını yastığa koyduğun zaman aynı şeyi dile. Göğsünün tam ortası sızlasın. İçinin çekildiği bir gece uykunda düşünürken hasret ile koşan bir kadın / adam göreceksin. Bil ki; o sevdiğindir ve sevgilisisin. Enteresan ve tuhaf rastlantılar… Tuhaf uykuyla tuhaf bir düş… Düş’ün koynuna gir. Gir, düş, çık. İçin titresin, hadi kalk. Su iç uykunun tam ortasında. Güzel şeyler koy hatırına.

Aylardan Kasım olsun, sıcak bir ev ve eşiği olsun merdiven sonunda. Cumba balkonlusundan olsun ama. Ara sıra çıkıp seslensen sokağa. Üç beş, yok yok! Çok çocuk olsun sokakta. Bir çift el olsun. Perdeler yarı açık. Hüzünlerin omuzlarında olsun. Cumbanın demirlerine yüzünü yaslayıp gökyüzünde seyredeceğin biri olsun. İster evinde ister kalbinde ona ayıracak bir odan olsun. Falan filan. Yeter ki onun da bir evi olsun” diyorum.

Düşünsene: Çocuklar hala zile basıp kaçıyorsa bir yerlerde. Bazen, yarı sinir yarı ”Kim acaba?” heyecanı kaplıyorsa meraklısınca, sen de olması gerektiği gibi yap. Biri gelecek diye. Hani biri gelecek diye kalbinin zili çalmaya hazır olmalı. Güzel şeyler koymalısın çalınacaklar arasına. Güzellenmek isteyen buyursun gelsin. Çünkü güzel olanı verdiğinde değerlidir insan. Güzel şeyler olacağına dair inancın çoğunlukla olmalı. Sırf bu yüzden sevilmeli her şeyi seviyorum olabildiğince demeli insan. Aklının dağınıklığı, badem gözlerinin buğulu anı, omuzlarının düşüklüğü olmalı, Hani ya insan her daim özlemeli bir şeyleri. Özlemek güzeldir. Hüznün yatağındasın biliyorum. İnanmak zorunda olanlar yaşarlar. Hala yaşayanlar; Yürüyorum, hızlanıyorum, koşuyorum, çıkıyorum, iniyorum, haykırıyorum, çağırıyorum, feryat ediyorum, hızlanıyorum, yavaşlıyorum, batıyorum, atik oluyorum, kuruyorum, yürüyorum, uçuyorum, görüyorum, görmüyorum, tökezliyorum, sarı oluyorum, yeşil oluyorum, mavi oluyorum, yarılıyorum, hıçkırarak ağlıyorum, susuyorum, yoruluyorum, acıkıyorum, azalıyorum, çoğalıyorum, düşüyorum, yükseliyorum, kanıyorum ve bayılıyorum ama seviyorum derler…

Gece sokağa çıkıp Ay’a doğru yürüme şarkısı seç, zihninden geçenleri kaldırım kenarlarına bırak, adımlarını görmeyişlerine at. Başını omzuna düşür ve dur. Şimdi gözlerini kapat. Eylül gecelerini düşleyip içini rahatlat. Hüzün sokağının çıkmazındasın. Bir adım daha atsan aşk katındasın. Ki bir bilsen rahmete en yakındasın. Allah rahmet eylesin… Hadi Aminle kendini.

Bir Yorum Yazın