Bir Zaman Garı (Gül-i Ahmer)

  • Yazının Tarihi: 3 Kasım 2014
  • Yazar: Ferhat Kerem Çiçek
  • Bu yazı 1579 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bir Zaman Garı (Gül-i Ahmer)

Bir kaç şey anlatıyordum ve sen beni hiç dinlemiyordun. İşte tam da dağıldığım cümle bu. Olduğum her şeyi terkediyordum sanki. Son kez güller ile konuştum. Sahi güller bu şehrin grisini kırmızıya boyar mıydı ?

Bir adam veya bir kadın kaç şey yahut kaç ne ederdi ? Adamlar, kadınlar, şehirler, sokaklar, kaldırımlar, çocuklar, kuşlar, kediler, mestanlar ve deli divaneler. Olmak istenilen her neyseden itibaren her virgül sonrası çoğalttığım nedenler. Kırmızılığın hattında îns ruhuna bürünmeye çalışan silüetler. Rengin kadar adamsın, kadınsın, insin, cinsin der gibi. Olmadıklarım ve kalakaldıklarım ile akıllardayım şimdi. Kimine göre insan-ı kâmil, kimine göre ise bî-vefayım belki. Yaa hani’lerde toza dumana karışmış anılar? Yüreği kasap çengelinde asılmış bir kaybeden. Satılık hüznüne alıcı bulamayan kırmızı yüzlü adamlar ve kadınlar. Morga kaldırılacak bir yüz ve kimsenin duyamayacağı o şarkı çalacak ve sonunda güzellik şöleni de bitecek. Hiç bir merhemin geri getiremeyeceği tenler. Derin ve keskin kırmızı çizgiler. Boyun ölçüsünü alan toprak da sever miymiş kırmızıyı. Gül-î ahmer’i…

İçimde büyüttüğüm bütün gülleri kimisine adıyorum. Bir ayrılığın zekâtıdır bu. Güller.. Kırmızı güller… Ne olur bülbülsüz büyüme sakın! Göğünü kaybetmiş bir bulut sakın ıslatmasın tenini. İki gözü, iki yüzü aynı renk olmayan mürâiler, zülüflerini düzgün kapatmayan kadınlar, ağzı bozuk bî-şerm’ler değmesin tenine. Umudunu yere düşürüp kalmış bir çocuk, sevabına günah, bî-çareliğine şarap katmış mesti harâblar tökezleyip düşmesin yanı başına. Konmasın dalına uçmasını beceremeyen bir kuş. Gelip geçmesin kendi sokağına dahi sadık kalamayan bir kedi ve yetinmesini bilmeyen bir deli ile sol tarafındaki eksik bir divane koklamasın sakin seni.

Sonra sustuk. Susarken nasıl güldüğünü görmeliydin. Görseydin buz gibi havada elleri ısıtan sıcaklıktan bile daha eksiye düşmüş gülüşünü üşürdün. Ben susayım. Ne konuşacak ne de anlatacak bir şeyim kalmamış. Ben artık ölebilir miyim ? İki tane gülüm kalıyor geriye. Bir tanesini kimisine ayırıyorum. Çünkü bir gül kadar aklımda kalsın istiyorum. Evet “gül hüzündür” dedim ve kokladım. Eylül’ün ortasında hüznüm dolup taşmışken, bir katresi dahi düşmemişken yüreğime, halâ sevinçten bir haber yoktu. Hüzün kalmayı mistik inanç felsefesi haline getirmiş bir adamın geriye hüznü bırakacağı aşikardır. Hiç bir zaman bunu bilerek yapmadım. Gül kokulu eşref-i mahlukatların varlığından haberdar olsaydım yıllar önce doğar, yıllar önce rastlar yıllar önce… bilmiyorum. Ben ki başımı gönlüme yaslayıp geçmişteki tüm hatalarımı anlatırken sesi çatallaşan adam. Ben ki gecenin bir vaktinde çeşm-i giryan ise bir kadının; yaşlarını adayacağı varlığa sahip bir adamım. Gülden ötede yoksa hüzün, mahşere kalır mıymış gönlüm? Sevmemek mümkün mü? Bir baba merhametiyle saracak bir adam hem de yorgun ve bitkin olmayanlarındanım.

Kimsesi olmayan bu yazıyı bir zaman garından yazıyorum. Alışılmış cümleler sıraladım mı bilmiyorum. Kime, ulaşır ulaşmaz onu da bilmiyorum. Bildiğim; bülbülün kanadına yazarken, kulağına anlatırken, ayaklarından çaldığım gül’dür. Ç/Aldıklarım ile dinlediklerim aynı şeylerdi. Onlar da hüznün künyesiydi . Bilmelisin ki sevinçler güneşin doğacağı yerde… Dağların sırtından ayaklarının altına dek bir ışık vurmalı. Saçların için üzgünüm. Bir kadın güneşin gelişini parmaklarından hissetmeli. Güzel ve yalnız kadınlar saçlarını gizlemeli. Üzülme ! Gül güzel kokuyor ve kimileri güzel gülüyor. Çok harcamasınlar olur mu ?

Ne kargalar içindir gül, ne de basit adamlar / kadınlar içindir şiir. Uğruna yazılacaklar olsun. Son olsun mesela ve şimdi bir dua ile kimilerini gerçek bir yüreğe emanet etmek istiyorum. Yüreklerdeki yaraları merhametle seveceği kimselere emanet etmek. Ve şimdi gitmekten bahsedebilirim… Yani gidebilirim. Ne konuşacak ne de anlatacak bir şeyim kalmamış. Ben artık ölebilir miyim ? Terk edemiyorum da. Çünkü terk-i diyarı hiç mi hiç beceremiyorum.

Ferhat Kerem Çiçek

Bir Yorum Yazın