Maskeli Özgürlük!

  • Yazının Tarihi: 19 Ekim 2014
  • Yazar: Fatih Karakaya
  • Bu yazı 1167 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Maskeli Özgürlük!

İç güvenlik reformuna yönelik özellikle medyanın ve toplumun bir kesiminin eleştirilerini görünce gerçekten hayret etmemek mümkün değil.

Öyle ki;
Medyanın, ulusal güvenlik gibi herkesin çok rahat bir şekilde aynı noktada buluşacağı bir konuda bile, olaya kendi penceresinden bakması üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir vaka.

Daha düne kadar bırakın aynı dünya görüşünü paylaşmayı, yan yana gelmeleri bile mümkün olmayan, taban tabana zıt, farklı medya gruplarının ulusal güvenlik gibi hassas bir konuda bile sırf iktidar karşıtlığında aynı düşünceleri paylaşıp, benzer manşetlerle okurlarının karşılarına çıkmaları tarihin bir cilvesi olmalı. Dünya hızla gelişip, değişirken yaşadığımız zaman dilimi bilgi teknolojilerinin zirve yaptığı bir insanlık koşusuna şahitlik etmekte. İşte bu koşuda medyanın gücü ve etkinliği çok güçlü bir argüman olarak karşımıza çıkmakta.

Eski Genel Kurmay Başkanlarından Yaşar Büyükanıt’ın ‘’Medya binlerce tankın ve topun yapamayacağı tahribatın gücüne sahip’’ açıklaması inkar edilemez bir gerçek aslında. İnsanlığın hayrına kullanılmasına çok müsait olmasına rağmen genelde ‘’En büyük toplumsal algı operasyonlarının’’ yapıldığı medyanın yanlış kullanıldığında toplumda nasıl bir tahribat yapacağını anlatmaya gerek yok. Batıda daha çok yolsuzlukların ortaya çıkartılmasında ve üzerine gidilmesinde, kapalı kapılar ardındaki gerçeklerin gün ışığına çıkartılmasında, kısaca halkı bilinçlendirmede etkili olan medya Türkiye’de maalesef;

Enformasyon akışını kontrol edenlerin ’’bilgi güçtür’’ özdeyişini doğrularcasına, ellerindeki bilgileri, egemenlik alanlarını yaygınlaştırıp sağlamlaştırdıkları bir silah olarak kullanılmakta. İşte bu da medyanın olmazsa olmaz koşulu tarafsızlık ve gerçeklik olgusuna zarar vererek medya terörünü de beraberinde getiriyor. Son günlerde Kobani eylemleri altında yaşanan taşkınlıklar aklıma Can Dündar’ın: ’’Biz çok kanalı, çok seslilik zannettik yanıldık. Elimizdeki cihazla onu uzaktan kumanda ettiğimiz inandık ama aslında uzaktan kumanda edilen bizlerdik’’ açıklamasını getirdi. Gezi Parkı eylemlerinde milyonları sokağa döken sosyal ağların, kontrol edilemediğinde nasıl bir toplumsal felakete yol açabileceğini Kobani eylemlerinde bir kez daha gördük. İktidarın ‘’İç güvenlik reformu ‘’ olarak açıkladığı reforma karşı çıkanları anlamakta güçlük çekiyorum.

Çözüm sürecine başından beri karşı çıkan biri olarak, güvenlik düzenlemesini iktidarın bu yanlıştan dönmesi için bir adım olarak değerlendiriyorum. Daha dün, Güneydoğu başta olmak üzere, bir çok ilde eylemciler etrafı yakıp yıkıp, mağazaları yağmalarken ‘’Devlet nerede, polis nerede?’’ diyenlerin, bugün iç güvenlik reformuna polis devletine doğru gidiyoruz diye karşı çıkmaları sizce de çok manidar değil mi?

Twitter’da kişisel hakaret yapanlara 5 yıl hapis cezası getiren düzenlemeye karşı çıkanlar gerçekten derdiniz bu mu? Dün işinize gelmeyen başka bir şeyi eleştiriyordunuz bugün iç güvenlik reformunu eleştiriyorsunuz. Ne istediğinizi açık açık söyleyin de insanlarda bilsin. ‘’Bizim amacımız ülkeyi bölmek, Twitter hikaye” deyin. ‘’Mağazalar, otobüsler önümüze ne gelirse cayır cayır yakalım da ‘’ içimiz ısınsın deyin. Gerçekten derdiniz demokrasi zarar görür endişesi mi?

Peki!!!
Günün birinde yanan mağazada kundaklanan otobüste senin evladın da bulunursa o zamanda buna karşı çıkacak mısın? Bayramın 4.günü komşularına et vermek için evlerinden çıkan yaşları 16-17 yaş aralığındaki 4 gencimizin maskeli teröristler tarafından hunharca katledilmesine sessiz kalanlar…

Hala maske özgürlüğüne darbe vurulduğunu mu düşünüyorsunuz? Her türlü pislik yapılsın. Ama yapanın da yanına kar kalsın öyle mi?

Demokrasiden anladığınız buysa.
Ne diyelim?
Gerçekten çok yazık!

Bu yazıya 1 Yorum Yapıldı.

  • Burak
    19 Ekim 2014 18:36

    Fatih Bey mükemmel bir yazı gerçekten. yüreğinize sağlık…

Bir Yorum Yazın