Bitmez Memleket Meseleleri

  • Yazının Tarihi: 19 Eylül 2014
  • Yazar: Fatih Karakaya
  • Bu yazı 1734 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Bitmez Memleket Meseleleri

Yerel medyada yazılar yazan, köşelerinde Elazığ sorunlarını dile getiren kalemi güçlü, bir çok köşe yazarı arkadaşım, dostum, ağabeylerim var. Memleket sevdalısı olduğuna yürekten inandığım bu insanlar; Elazığ sorunlarını sık sık köşelerinde gündeme taşıyıp, dile getiriyorlar. Sorunların çoğu aslında maalesef bildiğimiz sorunlar. Yazarak tekrara düşmek istemiyorum. Ama hafta içerisinde yaşadığım ve vakıf olduğum birkaç husus var ki paylaşmak istiyorum.

Meşhur hikayedir;
Nasreddin Hoca karısıyla bir yaz gecesi damda yatarken artık ne olduysa olmuş, damdan aşağı düşüvermiş. Gürültü patırtı derken konu komşu Hoca’nın başına toplanmışlar. İçlerinden biri:

-“Hocam halin nicedir; ne yapalım?” deyince.
Hoca:
-Tez, demiş bana bir damdan düşen getirin. Halimden anca o anlar.
Hoca bu veciz sözüyle ‘’Kırk nasihat mi? Bir musibet mi?” nin dersini mi vermiş bilmem ama bir köşe yazarının köşesinde birkaç hafta üst üste dile getirdiği Elazığ Belediyesi’ne ait sulama araçlarının sürücüler için nasıl bir tehlike arz ettiğine dair yazısını Nasreddin Hoca misali yaşayınca daha iyi anlıyor insan.

Hafta içi aracımla Harput’tan aşağı inerken Saraykent Villaları önünde hiçbir önlem almadan orta refüjlerde ki ağaçları sulayan sulama aracıyla karşılaşınca anladım. Sulama esnasında uyarı ve ikaz levhalarının konması için illa birkaç insanın ölmesi mi gerekiyor?

Yine Zübeyde Hanım Caddesi ve Malatya Caddesi gibi araç trafiğinin yoğun olduğu bölgelerde, öndeki aracı solladığınız anda aniden karşınıza çıkan sulama araçlarının araçlar için nasıl bir tehlike arz ettiğini yetkililerin bir an önce görmesi lazım. Ağaç ve çiçekler, araç trafiğinin en az olduğu gece geç saatlerde mi sulanır başka bir çözüm mü düşünülür bilmem ama bu yetkililerin sorunu, birilerinin artık bu tehlikeli sulama işine bir son vermesi gerekiyor. Tıpkı Mustafa Temizer Parkı’ndan Sanayi’ye doğru inen Fatih Sultan Mehmet Caddesi’ne her 10 metrede bir konan çöp konteynırlarına çözüm bulunmasının gerektiği gibi.

Bir çoğumuzun evine, işine gidip gelirken her gün kullandığı Fatih Sultan Mehmet Caddesi boyunca sıra sıra konmuş çöp konteynırları… El alem Mars’a giderken böyle durumlar ne 2014 yılı Türkiye’sine ne de Elazığ’a yakışmıyor. Yazın Sanayi Mahallesi’nde yaşayanların vay haline. Çöp konteynırlarından çıkan pis kokular maalesef tüm Sanayi Mahallesi’ni kaplamış durumda. Bu görüntüler bana 90’lı yıllarda, çocukluğumdaki mahalle aralarına konan dev çöp konteynırlarını hatırlattı. Nasıl da yazın sıcağında mahallelerimiz kokudan geçilmezdi. Aradan 25 yıla yakın bir zaman geçti . Bu görüntüler Elazığ’a yakışmıyor. Ankara’nın tertemiz sokaklarını solumuş Başkan Yanılmaz’ın hem görüntü kirliliğine hem de sağlık açısından gayet sakıncalı bu pis koku sorununa bir an önce çözüm bulması lazım.

Belediye Başkanı’nın çarpık kentleşme sorununa da bir an önce el atması gerekiyor. Özellikle imara açılan yeni yerleşim yerlerindeki gelişigüzel yapılaşma bu şehre yapılan en büyük haksızlık. Türkiye’nin yerleşim alanına en müsait illerinden biri olan güzel Elazığ’ımızın bu kadar çirkin yapılaşması; kimse kusura bakmasın ama şuana kadar ki belediye başkanlarının beceriksizliği.

Hicret, Yıldızbağları ve Fevzi Çakmak başta olmak üzere kenar mahallelerdeki gelişigüzel yapılaşmaya bir an önce birileri el atmalı. Adam gibi şehir planlayıcılarıyla çalışmak çok mu zor anlamakta güçlük çekiyorum. Belediyelerin en temel görevlerinden biri de imara açılan yerlerin altyapı ve üst yapı planlaması değil mi? Koca Sürsürü Mahallesi’ni kendi ellerimizle nasılda rezil ettik. Güney Çevre Yol’undan Sürsürü Mahallesi’ne bağlanan bağlantı yolundan gittiğiniz zaman anlatmak istediğimi daha iyi anlarsınız. Mevcut belediye başkanın bu sorunu ciddiye alıp artık bu şehre yakışır bilgi ve donanıma sahip profesyonellerle çalışması gerekiyor.

Yıl 1950…

Kayseri Belediyesi’nde dönemin belediye başkanıyla meclis üyeleri arasında çok hararetli tartışmalar yaşanır. Başkanın cadde ve sokaklar arasındaki mesafenin en az 100 metre olması gerektiği önerisine ahali tarafından tarım alanları işgal ediliyor diye karşı çıkılır.

Belediye başkanı kürsüye çıkar ve meclis üyelerine; “Bugün için geniş diye karşı çıktığınız lüks olarak gördüğünüz cadde ve sokaklar 50 yıl sonra Kayseri’nin işini göremeyecek hale gelecek.” der. Yoğun tartışmaların ardından belediye başkanının önerisi kabul edilir.

Aradan yıllar geçer… Günümüz Türkiye’sinin en güzel şehir yerleşimlerinden ve en geniş cadde ve sokaklarından birine sahip Kayseri’de cadde ve sokaklar hakikaten dönemin belediye başkanının ifade ettiği gibi trafik yoğunluğunu kaldıramaz hale gelmiş durumda. Vizyon sahipliği işte bu.

50 yıl sonrası öngörüsüne sahip belediye başkanları ve bürokratlar görmek istiyoruz artık.

Zira; Elazığ’ımızın kurtuluşu buna bağlı.

Bir Yorum Yazın