Sülükle Tedavide Bilinmeyenler

  • Haberin Tarihi: 10 Eylül 2014
  • Bu haber 1435 defa okundu.
  • Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş
Sülükle Tedavide Bilinmeyenler

Sülükle tedavi yönteminde dikkat edilmesi gerekli noktalar

Geneksel tıp yöntemleri arasında yer alan Sülük ile tedavi, derdine çare arayanlardan yoğun talep görmekte. Dt. Uzm. Volkan Görgülü, gelişen tıp teknolojisine rağmen sülükle tedavinin vatandaşlardan talep gördüğünü, uygulanan yöntemin eski bir geleneksel tedavi olduğunu belirtti. Dt. Uzm. Volkan Görgülü, tedavi yöntemi hakkında yaptığı açıklamada, uygulama noktaları hastalıktan hastalığa, kişiden kişiye değişebildiğini anlattı.

Görgülü: “Sülük, uygulanacak ilgili akupunktur noktasına tutturulur, çeşitli yöntemlerle bünyesinde bulundurduğu enzimleri vücuda zerk etmeye başlar ve orada bir tedavi sürecini başlatır.

Avrupagazete.com’un haberine göre: Vücutta binlerce uygulama noktası bulunmaktadır. Çeşitli akupunktur noktalarına sülük uygulandığında son derece başarılı sonuçlar aldığımızı görüyoruz. Akupunktur noktasına iğne uygulandığında bu iğnenin bölgede oluşturduğu uyarı hissini sülük veriyor. Aynı noktaya sülük uygulandığında, enzimler o noktada bir elektrik hissi, bir batma hissi meydana getiriyor. Bunu müteakip hacamat dediğimiz bir tedavi sürecini de başlatıyor.

Orada derin tabakalar arasında birikmiş atıl vaziyetteki kanı da çekiyor. Bunlara ek olarak da en 106 çeşit bio aktif enzim enjekte ediyor. Neticede bir taşla birkaç kuş vurulmuş olunuyor. Akupunktur noktalarına uyguluyoruz daha ziyade ama ağrı noktalarına, ödem vakalarında ödemin üzerine de uygulamak mümkün.

Tedavi süresi seans olarak genelde 20-25 dakika kadar sürebilir. Sülük, önce enzimleri enjekte eder, sonrasında vücuttan kanı almaya başlar. Önce ödem çözücü enzimler enjekte eder, o bölgede ödemler çözüldükçe onları vakumlayıp dışarı alır. Genelde kısa sürer. Ama bir hastalığın tedavisi noktasında, hücresel bazda, değişim genelde dördüncü seanstan sonra başlar. Yani 2-3 günlük aralıklarla bir tedavide en az 4 seans yapmak gerekiyor. ”

“Durdurması Zor Olan Kanamalar Olabilir”

Görgülü, tedaviye son zamanlarda rağbetin arttığını, vatandaşların, medya yoluyla bilgilenmesiyle bu tedavi yöntemine yöneldiğine işaret ederek, “İlgili televizyon programları neticesinde sülük tedavilerine ilgi arttı. Bu işlerde uzman ehliyeti olmayan, tecrübesi olmayan kişiler de bu işleri yapmaya başladılar. Bunun neticesinde mağduriyetler de kulağımıza geliyor. Sülük, öncelikle stilize edilmiş olmalı. Bu da çeşitli solüsyonlarla ve yöntemlerle oluyor ve zordur. Kişinin pazardan aldığı sülükler stilize değildir ve kişide enfeksiyona yol açabilir.

Uygulanmaması gereken noktalar var. Bunun ehli değilse bu noktalara uygulayabilirler işin ehli olmayan kişiler. Mesela; bir damar üzeri, bir atar damar, toplardamar üzerinde uygulama olursa durdurması zor olan kanamalar olabilir. Bunun gibi dikkat edilmesi gerek hususlar var. Bunlara dikkat edildiği zaman sülük tedavisi güvenilir, tehlikesiz ve gerçek bir tedavidir.“ ifadelerini kullandı.

“Tedaviden Sonra Sülükler İmha Edilmeli”

Tedavi sonrasında, sülüklerin imha edilmesi gerektiğini vurgulyan Görgülü: ”Sülükler imha edilmeli, bulaşıcı bir hastalık olmaması için. Günümüzde bununla ilgili problemler kulağımıza geliyor, birkaç defa kullanmayla ilgili. Son derece riskli. Bazı teoriler var, sülüklerin mikropları da yok ettiği ve virüsleri de bulaştırmayacağı yönünde ama klinik ortamda kanıtlanmış bir şey değildir. Buna müteakip sülükler imha edilmeli. Sülükler enjektör gibidir, bir defa kullanılır ve atılır. Kullandığımız sülükleri tedariki noktasında Türkiye avantajlı. Anadolu, Hidiromedikanalist dediğimiz sülüklerin anavatanı. Yurt dışına büyük bir ihracımız var buna bağlı olarak şu an sülük türünün tükenmesiyle de karşı karşıyayız. Toplu olarak üreten arkadaşlar var, onlardan tedarik ediyoruz. Sülükler imha edilmeli demiştik, ’doğaya bırakılsa daha iyi olamaz mı’ diye bir düşünce insanın aklına gelebilir. Doğaya bırakıldığı zaman başkası tarafından kullanılma riski olmasından dolayı maalesef doğaya bırakılmalarını da sakıncalı buluyoruz ve imha etmeyi daha uygun buluyoruz.” şeklinde konuştu.

ch-logo

Düzenleyen: Uğur Gürtürk

Bir Yorum Yazın